Uluslararası Banka Kredileri

Uluslararası işletme finansmanının operasyonları, yerel işletme finans yönetiminden çok daha karmaşık, ustalık isteyen ve mücadele gerektiren işlemlerdir. Şirket, uluslararası kimliğe bürününce çok çeşitli değerlendirmeler ve faktörler finansmanı etkiler. Bu faktörlerin çoğu olumludur. Örneğin; daha yeni, daha geniş, daha esnek finans kaynakları ve finansal kaynakların daha etkili kullanımı için daha fazla çeşitlilikte araçlara ulaşım gibi. Diğer yanda, finansal operasyonlar çeşitli riskleri, yeni sınırlama ve zorunlulukların etki alanına girerler. Netice itibarıyla uluslararası işletmenin finansal yöneticisinin görevi, çift yönlü bir operasyon haline gelir: şirketin finans risklerini minimize etme, ve uluslararası çevrenin sunduğu yeni fırsatlardan yararlanmayı maksimize etme.
Uluslararası finans operasyonları, uluslararası ve yerel (domestic) operasyonları birbirinden ayıran en önemli yönetici işlevlerinden biridir.
Kapsam Danışmanlık Uzman Ekibiyle bu konuda sizlere destek olmaktadır.

KAYNAK KURULUŞ VE YAN KURULUŞ BAKIŞ AÇILARI

Bir firmanın uluslararası finans yönetim işlevleri bir bütün olarak - bütün bir sistem olarak alınmıştır. Yabancı bir kaynak kuruluşun yöneticisinin rolü tartışıldığında söz konusu yöneticinin bütün şirketin performansını optimize etmek (en iyi şekilde ş gücünün kullanıldığından emin olmak) çabasında olduğu var sayılır. Elbette bu her zaman doğru değildir. Bazı yan kuruluş yöneticileri, tüm şirketin performansını optimize edemeseler bile, kendi yan kuruluşlarının performansını olabilenin en yükseğine getirme yoluna gidebilirler. Ancak, eğer yan kuruluşu kaynak kuruluşa bağlayan normal kontrol ağı içinde bir bozulma varsa bu ya kontrollerin yerleşmediğine, ya da yerleşmiş kontrollerin kullanılmadığına delalettir. Bu durumlarda yan kuruluşlarda yapılan performansı optimize etme çalışmaları bütün şirkete genellenebilir. Bu tip şirket içi normal kontrol ağlarındaki bozulma, söz konusu şirketin uluslararası operasyonlarda tercih edilme çekiciliğini büyük ölçüde kaybetmesine yol açar. Doğal olarak, bu tip kontrollerin (performansı optimize etme) gerçekleşmesi uygulama açısından uluslararası ilişkilerde yerel olanlara göre çok daha zordur. Yine de bu kontrolleri uygulamak için yeterli mazeret değildir. Kontrol örgüsündeki bu çeşit bir gevşeklik uluslararası operasyonlarda büyük mali risklerle karşı karşıya olan bir şirketin göz ardı edemeyeceği bir unsurdur. Sonuç olarak tartışma firmanın, riskleri göz önünde tutarak duruma göre hareket ettiğini var saymaktadır.

FİNANS KONTROLÜNÜN YERİ (Locus of Control)

Farklı şirketler arasında finans operasyonları kontrolleri çeşitlilik gösterir. Çok merkezcil mali kararlarda ve operasyonlarda kontroller merkez büro tarafından yapılır. Ancak birçok şirket, bölgesel hatta yöresel yöneticiler tarafından yapılan ve bu yüzden merkezden idare edilmeyen kontrolleri kullanmayı tercih eder. Başka şirketler merkezi kontrolü sermaye bütçesinin yapımında ve nakit rezervlerinde ve bunun yanı sıra merkezden idare edilmeyen kontrolleri de yöresel işletme sermayesi ihtiyaçları gibi başka işlevlerde kullanırlar. İletişim alanında ve bilgisayar bilgi teknolojisindeki hızlı gelişim, şirketlerin merkezcil ve merkezkaç kontroller arasında seçim yapmalarını kolaylaştırmıştır. Zaman açısında geri kalmak, enflasyon, devlet kontrolleri, vergi gibi engeller uluslararası finans yöneticilerine ne çeşit bir kontrol sisteminin şirketlerde kullanılması gerektiğini belirlemesinde yardımcı olur.

FİNANSMAN VE YATIRIM (Finance and Investment)

Çok uluslu şirketlerin sağladığı uluslararası eğilim ve uluslararası uzmanlık yerel para ve sermaye piyasasının sınırlarından bir kurtuluş şekli oluşturmaktadır. Kendi şahsi tutumları ve seçimleri doğrultusunda yöneticiler yöresel ve/veya uluslararası finans piyasasını kullanma seçeneğine sahiptir. Bu seçenekler bir şirketin sermayeyi ödünç mü? Aldığı yoksa sermayeyi yatırım amacıyla kullanmak istediğine göre ortaya çıkar.
Değişik zamanlarda birçok şirket, hemen ihtiyaç duyulmayan ya da beklenmedik değişikliklere önlem olarak ayırdığı, fon fazlası sahibi olabilirler. 1960 öncesi enflasyon oranları şimdiye göre çok düşükken faiz oranları da buna bağlı olarak düşüktü. Bu yüzden fon fazlası sahibi olmanın fırsat maliyeti çok yüksek değildi. Fakat 1970’lerden itibaren, 1980 ve 1990’larda yüksek enflasyon oranları ve buna bağlı olarak yüksek faiz oranları doğrultusunda anonim şirket haznedarları işlemeyen kazançları harekete geçirmek için fon fazlasına sahip olmak için bir baskı altına girmişlerdir. Birçok anonim şirket haznedarları buna bağlı olarak daha çekici yatırım olanakları bulmak için Avrupa ve dış yerel piyasalarla ilgilenmeye başlamışlardır. Bu yatırımlar daha güvenli olduğundan hemen hemen her zaman milli para birimi ile ya da döviz kullanıyorsa teminat ile beraber yatırım yapılır.

ULUSLARARASI SERMAYE PİYASALARI (International Capital Market)

kullanmak isteyenler, aradıkları fonları daha uygun koşullarda kendi ulusal piyasalarının dışındaki piyasalardan elde edebilirler. Aynı şekilde, fonlarını yatırmak isteyen yatırımcılar da yurtdışı piyasalara yönelerek daha yüksek gelirler elde edebilirler. Mali fonların kaynağını kişi veya kuruluşların yaptıkları tasarruflar oluşturur. Kişiler, ilerde elde etmeyi umdukları daha yüksek bir reel gelir karşılığında bugünkü gelirlerinin bir kısmını tüketmeyip ihtiyaç sahiplerinin hizmetine sunarlar. Diğer yandan, bazı işletmeler veya kişiler de ilerde elde edecekleri gelirlerinin bir kısmına karşılık, başkalarından sağlayacakları fonlarla bugünkü gelirlerinden daha fazlasını kullanma olanağı elde ederler.
İşletmelerin başkalarından sağlayacakları fonlar ya ödünç alma (kredi), ya da mülkiyete ortaklık (hisse senedi satışı) biçiminde olabilir. Krediler ya banka gibi aracı kurumlardan sağlanır ya da tahvil ihraç edip halka satarak doğrudan tasarruf sahiplerinden elde edilir. Ticari banka kredileri çoğunlukla kısa vadeli, bazen de orta vadeli olmaktadır. Ancak uzun vadeli kredi vermek amacıyla kurulmuş yatırım bankaları da vardır.
Tahviller orta ve uzun vadeli olarak çıkartılan, karşılığında sabit veya değişebilir bir faiz ödenen menkul değerlerdir. Bunlar piyasası olan yani ilk çıkarıldıktan sonrada alınıp satılabilen mali varlıklardır. Genellikle işletmeler çıkarttıkları tahvilleri halka arz ederek (public offering) ödünç fon sağlarlar.
Banka kredisi ve tahvillerden ayrı olarak işletmeler çıkarttıkları hisse senetlerini halka satarak da fon sağlayabilirler. Hisse senetleri, işletmenin mülkiyetine ortaklık hakkı doğuran, belirli bir geri ödeme süresi bulunmayan araçlardır. Bunları ellerinde bulunduranlar işletme karından pay alma hakkı elde ederler. Bu paylara da temettü veya dividant denmektedir.

ŞİRKET İÇİ VE ŞİRKET DIŞI FON KULLANIMI

Genelde firmalar için kullanılabilecek üç tür fon kaynağı bulunur. Bunlar firma içinde oluşturulan nakit fonları ile kısa süreli ve uzun süreli dışsal fon kullanımlarıdır. Firma dışı kaynakları hisse senedi ihracı ile veya ödünç alma biçiminde sağlanabilir.
Fon kullanımı yönünden farklı ülkelerde şirketlerin farklı özellikler taşıdığı veya farklı tercihleri bulunduğu görülüyor. Örneğin İngiltere’de şirketler fonlarının %60-70’ini iç kaynaklarından sağlarlar. Alman şirketleri de kullandıkları fonların %40-50’sini dış kaynaklardan elde ediyorlar. Japonya’da ise karların düşük olduğu dönemlerde firmaların dış kaynağa daha çok yöneldikleri görülüyor. 1975’lere kadar Japon firmaları büyük sanayi yatırımlarına girişmişlerdi. Bu çerçevede, yüksek kar marjı yerine piyasa payını arttırmaya dayalı bir strateji izliyorlardı. Bu uygulamalar sırasında artan fon ihtiyaçlarını dış kaynak yoluyla karşılıyorlardı. 1985’lerde ise sanayi yatırımlarının belirli bir düzeye ulaşmasıyla, bu stratejide de bir değişiklik yapıldı ve Japon firmaları artık iç kaynaklara ağırlık vermeye başladılar.
Avrupa ve ABD’de iç kaynaklar daima ön planda olmuştur. Bununla birlikte, ekonomik konjonktürün kaynak kullanımını etkilediği anlaşılmaktadır. Karların yükseldiği dönemlerde dış kaynaklara daha az bağlanılmaktadır.

ULUSLARARASI TAHVİL PİYASASI

YABANCI TAHVİL PİYASASI

Yabancı tahviller (foreign bonds), bir şirketin veya hükümet kuruluşunun (hazine, belediyeler vs.) belirli bir yabancı piyasada satılmak üzere çıkarttığı uzun vadeli borç araçlarıdır. Bu tahvillerin iki ayırıcı özelliği; Belirli bir yabancı paraya bağlı olup o yabancı paranın ait olduğu ülke piyasasında satışa sunulmaları ve, ilgili ülkenin yasalarına uygun biçimde çıkarılmış olmalarıdır.

EURO-TAHVİL PİYASASI

Uluslararası piyasalardan borçlanmanın diğer bir yolu euro-tahvil ihracıdır. Euro tahvil çıkartılarak fon sağlanması da bir mali yüklenimciler grubu, aracılığıyla gerçekleştirilir. Yüklenimciler grubuna kredi sendikasyonu da denebilir. Yüklenimciler grubu, genellikle çeşitli ülkelere mensup ve çok sayıdaki ticaret ve yatırım bankaları ile aracı menkul değer firmalarından oluşur. Yüklenimcilerden her biri, çıkartılan tahvillerden payına düşeni, kendi ulusal piyasasında pazarlamaya çalışır. Kredi sendikasyonu yine ödünç alıcı adına bir öncü banka tarafından oluşturulur. Kredi sözleşmesi tamamlanmadan öncü banka, çeşitli ülkelerden bir grup banka ve öteki mali kuruluşların katılımlarını sağlamaya çalışır.
Euro tahviller aynı anda birçok ülkede satışa sunulurlar. Ayrıca bu ülkeler, tahvillerin bağlı bulunduğu ulusal parayı çıkartanlardan farklıdır. Yani, yabancı bir paraya bağlı tahviller pazar ülke piyasasında satılmaktadır. Bu tahvillerin ön kısmındaki EURO ön eki, bu durumu ifade etmektedir. Hemen hemen tüm euro tahviller ada göre değil, taşıyana göre düzenlenmiştir.

ULUSLARARASI HİSSE SENEDİ PİYASASI

Günümüzde şirketler ihraç ettikleri hisse senetlerini yurt dışında satışa sunarak, giderek artan ölçülerde fon sağlamaktadırlar. Yurt dışında hisse senedi satarak fon elde etmenin başlıca yararları şunlardır.

  • Hisse fonu riskinin dağıtımı. Çeşitlendirilmiş bir hissedarlar temeline göre oluşturulan fonlar, şirketi tek bir ulusal piyasanın doğurduğu kısıtlamalardan soyutlar.
  • Yabancı piyasalara hisse senedi satışı yeni hissedarlar çekerek şirket hisselerine olan talebin artmasına ve bu şekilde hisse senedi fiyatlarının yükselmesine neden olabilir.
  • Ayrıca hisse senedi satışları, şirket adının farklı mali piyasalara yayılmasına ve duyulmasına neden olur. Diğer bir değişle, şirketler bunu bir reklam aracı olarak da kullanabilirler.
Uluslararası piyasalara dönük olarak hisse senedi çıkartılması genellikle şu iki şekilden birisine göre yapılır: Hisse senedi sendikasyonu ikili satışları ve hisse senedi sendikası tek satışları veya euro hisse senedi çıkartılması. Dünyadaki menkul kıymet borsalarının hemen hemen tümü, yerel piyasada aranan borsaya kayıt koşullarıyla, yabancı hisse senetlerinin satışına olanak sağlarlar. Nitekim bazı büyük borsalarda kayıtlı sınır ötesi hisse senetleri oldukça yüksek sayılara ulaşmaktadır. Örneğin Alman menkul kıymet borsalarında kayıtlı yabancı hisse senetlerinin sayısı 200’ün, İngiliz borsalarında 500’ün üzerindedir.

ULUSLARARASI KALKINMA BANKALARI

Kalkınma bankaları (development banks), az gelişmiş bir ülke veya bölgenin kalkınmasını desteklemek üzere kurulurlar. Sermayeleri çoğunlukla hükümetlerce karşılanır.
Kalkınma bankalarının temel fonksiyonu genellikle özel kesim tarafından karlı bulunmayan veya özel kesimin mali gücü dışında bulunan projeler için finansman sağlamaktır. Kredileri orta veya uzun vadeli olup ödünlü niteliktedir. Diğer bir değişle, faiz oranları ticari kredilerden daha düşük ve geri ödeme süreleri daha uzundur.
Kalkınma bankalarının finanse ettiği projeler arasında yol, baraj, elektrik, haberleşme ve benzeri alt yapı yatırımları ön planda gelir.
Uluslararası imar ve Kalkınma bankası yani Dünya Bankası 1956 yılında az gelişmiş ülkelerde özel kesime kredi vermek üzere Uluslararası Finans Kurumu’nu (IFC) kurdu. IFC’nin amacı üye ülkelerde özel kesimin gelişmesini özendirmek ve bunun için yerli ve yabancı mali kaynakların harekete geçirilmesini sağlamaktır. IFC açacağı kredilerde Dünya Bankasının istediği hükümet güvencesini aramamaktadır.
IFC, özel kesime doğrudan kredi vererek veya ilgili firmanın hisse senetlerini satın alarak finansman sağlama görevi yapar. Bu tür doğrudan finansman fonksiyonunun yanında, az gelişmiş ülkelerdeki kalkınma bankalarının sermayesine katkıda bulunarak dolaylı yollardan da kredi sağlayabilir.

ULUSLARARASI PARA PİYASALARI

Para piyasaları kısa vadeli, yani süresi genellikle bir yıldan az nakit fonlarının arz ve talep edildiği piyasalardır. Bu piyasaların temel kurumları bankalardır.
Bankalar halktan topladıkları mevduat hesabı şeklindeki fonlara dayanarak likiditeye ihtiyaç duyan işletmelere, gerçek kişi ve hükümetlere kredi açarlar. Ancak bankaların yanında çeşitli finans kurumları, büyük şirketler, bankerler ve hazine de bu piyasanın önemli kurumları arasında yer almaktadır.
Kısa süreli fon gereksiniminde olan bir işletme doğal olarak önce kendi iç kaynaklarını gözden geçirir. Ancak bunun yeterli olmaması durumunda dış kaynaklara başvurur.
Uluslararası para piyasası banka kredilerinin ve öteki kısa süreli fonların yurt dışında kullanılmak üzere yabancılara arz edilen kısmını temsil etmektedir. Yabancı tahvil ihracında olduğu gibi, hükümetler genellikle yabancıların banka kaynaklarını kullanmaları üzerine de çeşitli engeller koymuşlardır. Yerel kısa süreli kredi kaynakları, yani özellikle ticari banka kredileriyle ilgili olarak belirtmek gerekir ki, bu krediler genelde ülkede yerleşik kişi veya kuruluşlara yöneliktir. Bununla birlikte, ülkede faaliyet gösteren çok uluslu işletmeler, diğer yurtiçi işletmeler gibi bu kaynaklardan faydalanma şansına sahiptir. Dolayısıyla konuya yabancı sermayeli işletmeler açısından baktığımızda, yerel kredi kaynaklarının, bu işletmelerin dış finansmanını sağlaması olarak görülmektedir.

YEREL KISA SÜRELİ KREDİ KAYNAKLARI

Ticari bankalar, bütün dünyada en başta gelen kısa süreli finansman kaynağı durumundadır. Bu krediler genellikle işletmenin kısa süreli alacaklarını veya stok artışlarını finanse etmek üzere kullanılırlar. Bunların karşılığı alacak hesabı veya mal olarak bulunduğu için bu tür krediler kendi kendini finanse edici nitelikte kabul edilirler.

VADELİ KREDİLER (TERM CREDITS)

Sabit bir vadesi (genellikle 90 gün) olan doğrudan kredilerdir. Ödünç alan şirket yöneticisine zaman ayarlaması yönünden tam bir denetim olanağı verir. Tipik olarak, belirli bir amaç için, belirli koşullara göre yapılır ve tek bir miktar olarak (lump sum) geri ödenir. Kredi koşulları borçlanan tarafından imzalanan bir senet üzerinde belirtilir. Bu tip krediler çok sık banka kredisine başvurmayan işletmeler için daha uygun olur.

KREDİ LİMİTLERİ (LINE OF CREDIT)

Sık sık ödünç fon kullananlar için her defasında ayrı kredi sözleşmeleri yapmak pahalı bir iştir. Bu gibi işlem giderlerini azaltmanın bir yolu bankalarla kredi limiti düzenlemeleri yapmaktır. Bu tip anlaşmalar, şirketin belirli bir sınıra kadar bankadan dilediği miktarda fon çekmesine olanak sağlar. Kredi limiti genellikle bir yıllık olur, fakat her yıl anlaşma ile uzatılır.

KARŞILIKSIZ ÇEK KREDİSİ (OVERDRAFT FACILITIES)

Bir tür kredi limiti niteliğindedir. Banka ile varılan anlaşma sonucu, ödünç alıcı belirli bir maksimum sınıra kadar, karşılığı bulunmasa da bankadaki hesabı üzerine çek çekme veya poliçe düzenleme hakkı elde eder. Bu çek ve poliçeler banka tarafından ödenir. Ödünç alıcı yalnızca kullandığı veya borçlu olduğu hesap bakiyesi için bir faiz öder.

TİCARİ SENETLERİN İSKONTO EDİLMESİ (DISCOUNTING)

Müşterisine vadeli mal satan bir işletme onun adına, vadeli bir borç senedi düzenler. Alıcı bunu ya doğrudan kendisi imzalayıp onaylar, ya da bankasına onaylatır. Böylece senet bir ticari kabul belgesi durumuna gelir. Bankaların onayladığı borç senetleri satıcı şirketin bankasına veya para piyasası aracılarına belli bir iskonto oranı üzerinden satılarak (kırdırılarak) nakit para elde edilir. Banka dışı finansman kaynakları arasında finansman bonoları ile finansal kiralama önemli bir yer tutar.

FİNANSMAN BONOLARI (COMMERCIAL PAPER)

Finansman Bonoları, genellikle büyük şirketler tarafından çıkartılıp kurumsal yatırımcılara ve öteki şirketlere, belli bir iskonto karşılığında satılan kısa vadeli borç senetleridir. ilgili şirketin adına çıkartıldığı ve ayrıca bir güvencesi bulunmadığı için, ancak en büyük ve kredi itibarı en yüksek şirketler bu kanaldan finansman sağlayabilirler.

EURO DOLAR PiYASASI

Kelime olarak “Euro Dolar”, Amerikan dolarının ABD dışında, Avrupa’da oluşan piyasası anlamına gelir. Diğer bir değişle, Avrupa’daki bazı büyük bankaların dolar cinsinden mevduat kabul etmeleri ve böylece topladıkları fonlardan kısa süreli dolar kredisi açmaları şeklinde yaptıkları işlemlere Euro dolar işlemi ve bu piyasaya da Euro dolar piyasası adı verilir.

EURO BORÇ SENETLERi

Euro Borç Senetleri (Euronotes), euro para piyasalarından fon sağlamaya olanak veren kısa süreli borçlanma aracıdır. Bunlar ödeme gücü yüksek işletmeler tarafından ve içinde bulunulan ülkenin parası dışındaki bir paraya bağlı olarak çıkartılırlar. Euro borç senetlerinin faiz oranları LIBOR’a yönelik olarak belirlenir(LIBOR London Interbank Offered Rate, Avrupa’daki bankalar arasında baz oran olarak kabul edilen bir faiz oranıdır. Londra bankalar arası piyasadaki faiz oranı demektir.). Bunun için, ödünç alıcının kredi itibarına göre LIBOR’a bir marj eklenir. Bu senetler ya bir yüklenimci bankalar konsorsiyumu kanalıyla pazarlanır ya da doğrudan doğruya tasarrufçu halka satılırlar. Yani ödenememe riski tamamen senedin satın alıcıları tarafından üstlenilmiş olur.

YÜKLENİCİSİZ EURO BORÇ SENETLERİ

EURO FİNANSMAN BONOLARI

Finansman bonoları, bir ekonomide işletmelerin çalışma sermayesi sağlamak için kullandıkları bir para piyasası aracıdır. Bunlar kredi itibarı yüksek firmalar tarafından çıkartılan, genelde güvencesiz ve taşıyan adına düzenlenmiş borç senetleridir. Para piyasası yatırımcıları, örneğin likit fazlasına sahip kişi ve kuruluşlar bunları satın alınca, gerekli finansman sağlanmış olur. Finansman bonoları kısa süreli finans araçlarıdır. Genelde bu bonolar iskonto edilerek çıkartılırlar, ayrıca bir faiz ödemesi yapılmaz. iskonto tutarı belli bir faiz üzerinden finansman bonosunun süresine bağlıdır. Euro finansman bonoları da benzer nitelikteki araçlardır. Büyük işletmeler tarafından kısa süreli finansman sağlamaya yönelik bu araçlar, şimdi yabancı bir paraya bağlı olarak çıkartılır ve ulusal piyasalarda satışa sunulur. Bu gün ABD dışı piyasalarda çıkartılan euro finansman bonolarının %90’ı Amerikan dolarına bağlıdır.

EURO ORTA SÜRELİ BONOLAR

Uluslararası mali piyasalara en son giren borçlanma araçlarından birisi euro orta vadeli bonolardır ( euro-medium-term notes / EMTN’s ). Bunlar 1980’lerin sonlarında Amerikan piyasasında ilk kez ortaya çıkmışlardır.
EMTN’ler, euro finansman bonoları ile daha uzun vadeli ve daha az esnek olan uluslararası tahviller arasındaki boşluğu doldurmaktadır. Önceleri çoğunlukla yükleniciler kanalı ile çıkartılırken şimdi genellikle dolaysız yöntem uygulanmaktadır.
Tahvillerden 3 farkı vardır;
Birincisi kredi kolaylığı niteliğinde olması dolayısıyla belli zaman süresinde sürekli çıkartım sağlar, ikincisi EMTN’ler sürekli çıkartıldığından, borç servisini kolaylaştırmak üzere çıkartılma tarihleri ne olursa olsun, kupon ödemeleri önceden belirlenen tarihlerde yapılır, üçüncüsü de EMTN’lerin, uluslararası tahvil piyasalarındaki en düşük miktarlara göre daha ufak değerler halinde çıkartılmalarıdır. Böylece uluslararası orta vadeli menkul satışlarını daha esnek duruma getirirler.

FAİZ VE DÖVİZ KREDİSİ SWAP’LERİ

KARŞI KARŞIYA KREDİLER (BACK-TO-BACK LOANS)

Bu kredilere paralel krediler de denmektedir. Bu kredide, iki ayrı ülkedeki iki şirket belirlenen süre için birbirlerinin parasını ödünç almak üzere anlaşmaya varır, süre dolduğunda ise aldıkları paraları geri verirler. İşlemler döviz piyasasının dışında yürütülür. Spot piyasa kuru, birbirleriyle değiştirilecek olan fon miktarlarının belirlenmesine bir hesap birimi olarak görev yapar.

FAİZ ORANI SWAP’İ

Normal olarak faiz oranı swap’i (interest rate swap), bir firmanın belli bir para üzerinden, sabit faizle ve ucuz olarak sağladığı kredinin, başka bir firmanın yine aynı para cinsinden elde edebildiği, fakat değişken faizli ve daha pahalı bir kredi ile değiş tokuş edilmesidir. Tanımından da anlaşılacağı gibi, bu tür swap’in temelinde, bir tarafın diğerine göre daha düşük maliyetle kredi elde etmesi ve vade yapıları açısından da bir tarafın diğerinin kredisindeki vade yapısını tercih etmesi özellikleri yatmaktadır.

DÖVİZ SWAP’LERİ

Firmalar arasındaki para ya da döviz swap’leri (currency swaps), bir firmanın belirli bir dövize bağlı borcunun başka bir firmanın farklı bir döviz cinsinden olan borcuyla değiştirmesidir. Alınan paralar öngörülen süre sonunda geri verilecekleri için, işlemlerin bir döviz riski yoktur. Firmalar bu yolla istedikleri para cinsinden uzun vadeli kredi sağlamış olur veya döviz pozisyonlarını denkleştirme olanağı sağlarlar.

ULUSLARARASI FİNANSAL KİRALAMA (INT. LEASING)

Uluslararası Kiralama işleminde, kiracı/yatırımcı ile kiralayan şirket farklı ülkelerde bulunmaktadır. Bunun yanı sıra uluslararası kiralama sözleşmelerine taraf olacak kiralayan ve kiracının ülkesi dışında başka bir ulusun hukuku uygulanabilmektedir. Söz konusu kiralama türünde, farklı ülkelerin sağladığı birtakım imkanlardan yararlanılarak daha uygun şartlarda kiralama işlemi yapılabilmektedir. Tüm ülkelerin vergi, yatırım ve teşvik düzenlemeleri farklıdır. Kiracı ve kiralayanın kendi ülkelerinde yatırımcı kabul edilmeleri ve yatırım indirimi ve teşviklerden ayrı ayrı yararlanabilme imkanı uluslararası kiralamayı daha cazip şekle getirmiştir. Uygulamada iki kez vergi avantajı sağlayan kiralamalar DOUBLE DIP LEASING olarak adlandırılmaktadır.
3226 sayılı finansal kiralama kanunu kiralama süresinin en az 4 yıl olduğunu belirtmiş ve fes edilmezlik şartını eklemiştir.
Finansal kiralama riskli ülkelere, uygun yerlerde kurulan leasing şirketleri kanalıyla yatırım yapılarak siyasi riskler azaltılabilir. Burada yapılan şey, üçüncü bir ülkeden leasing hizmeti sunularak, istikrarsız ülkedeki şubenin mülkiyetinde bulunan sermaye mallarını sınırlandırmaktır.
Kiralamada, kira ödemelerine ek olarak, malın tüm bakım, sigorta ve idari masrafları gibi giderlerini kiracı üstlenmektedir. Bu kiralama türünün bir özelliği de kiralama süresinin kiralanan malın ekonomik ömrüne eşit olmasıdır. Finansal kiralama genel anlamda orta vadeli bir finansman yöntemi olarak görülür.

DIŞ TİCARETİN FİNANSMANI

ALACAKLI HESAP FİNANSMANI

Bazı durumlarda ihracatçı, bir bankanın güvencesi olmadan da malını ihracatçıya göndermeyi uygun bulabilir. Bu durumda ihracatçı vade sonuna veya ödeme tarihine kadar beklemekle ithalatçıya kredi açmış gibidir. İhracatçı da finansmana ihtiyaç duyuyorsa bankadan alacaklı hesap finansmanı sağlayabilir.

FACTORING

Bedeli ödenmeden önce malini gönderen bir ihracatçının yabancı ülkelerden alacak hesapları artar. Bu durumda, eğer bir bankadan da kısa süreli kredi sağlayamazsa işlemleri kendisi finanse etmiş olur. Bunun mümkün olmadığı durumlarda ihracatçı firmanın yurt dışındaki alacakları, belli bir iskonto karşılığında factor adı verilen girişimcilere satılabilir. Satış, geri dönülmez biçimde olur. Yani, tüm kredi riskleri ve politik riskler factoring firmasına geçer, mal bedelleri ödenmese de, ihracatçı firmaya bir daha başvurma olanağı kalmaz. Factor tüm sorumluluk ve riskleri de yüklenir. Türkiye’de; Factofinans, Aktif Finans, Devir Factoring gibi factoring şirketleri vardır. Dünyada 190 milyar dolarlık hacmi factoring pazarı hakkında bilgi verebilir.

FORFAITING

Forfaiting, ihracattan doğan orta vadeli bir alacağın iskonto karşılığı bir forfaiter’a satışıdır. Çoğunlukla sermaye mallarına uygulanır. Forfaiting işleminde ithalatçı 3-7 yıllık bir borç senediyle finansmanını sağlar.

DOLAYSIZ YABANCI SEMAYE YATIRIMLARI

Bir şirketin üretimini ana merkezinin bulunduğu ülke sınırları dışına yaymak üzere yabancı ülkelerde üretim tesisi kurması veya mevcut tesisleri satın alması bir dolaysız yabancı yatırımıdır. Bu şekilde bir an merkeze bağlı olarak yurt dışında faaliyet gösteren şirketler de yabancı sermaye şirketi olarak nitelendirilir.